Yok yere oyalanıyorum etrafta... Şuan herkes tatil dönüşü telaşında..Bense sınav telaşlarındayım... Yada öyle olmaya mı çalışıyorum..Çok çalışkan bir öğrenci değildim ; ama bu kadar kötü olmamıştım.. Hani iş güç, evdeki telaşlar, koşturmacalar sınavları hep ikinci plana itse de artık kendime gelmemin zamanı geldi ..Sınavlar için 3 haftam var.. İyi değerlendirirsem enazından iki dersi versem geçicem..Böyle düşününce herşey iyi hoş, basit.. Ama hiç sevmediğim sözel dersler...Eğitim sistemindeki ezber zorunluluğu...Burası beni kasıyor işte..
Annem ne yapıyor acaba Ünye de.. Yine bu sene ayrı geçireceğiz Ramazan Ayını.. Eskiden ne şenlikli olurdu..Sahurda hepimiz dizilirdik masanın etrafına...Sonra iftarlara akrabalarımız gelirdi...Herkes birbirine iftara gider, sofralar kurulur, yemekler tatlılar yenilir, sohbetler edilirdi geç vakitlere kadar , çabucak geçiverirdi zaman..Şimdi herkez biryanda... Babamla ben başbaşa bir Ramazan geçireceğiz. İnşallah babacığımı aç bırakmam:))İşte biraz evde, biraz dışarılarda geçireceğiz vakti..Ahh nerden nerelere daldım.. İşte sorunumda bu zaten..:))
Şimdi bir çalışma programı yapacağım.. Yapacağıma inanıyorum.. Çünkü o kadar çok sınava girdim ki, taktikleri deneye deneye sonunda doğru yolu bulucam..:)) Dua ya ve sabıra ihiyacım var..Çünkü çevredeki parazit olaylar canımı sıkmazsa bu son olsun diyorum artık!!!
Gözlerimi kapatıyorum ve şimdi sinirlenmeyeceğime ve dikkatimi dağıtacak herşeyden uzak kalacağıma dair söz veriyorum kendime...
Şimdi öncelikle kedilerimize öğlen yemeği vermem lazım..;)) Sonra ders başına.........
10 Ağustos 2010 Salı
9 Ağustos 2010 Pazartesi
PEYGAMBER SABRI
Geçmiş zamanların birinde bağlarıyla ünlü Suriye topraklarında Eyüp
adında zengin ve iyi ahlaklı biri yaşardı. ‘Para insanı saptırır’ derler
ya, onunkisi öyle değildi; malı gün geçtikçe çoğalıyor, o da gün
geçtikçe daha çok hayırsever biri oluyordu. Malın mülkün Allah vergisi
olduğunu, onların bir gün hesabını vereceğini aklından çıkarmaz,
dilinden şükrünü, malından sadakasını eksik etmezdi.
Bir insan hem varlıklı hem ahlaklı olunca, onu çekemeyenler de elbette olacak… Bazıları şöyle diyordu:
“–İnsan bu kadar varlıklı olduktan sonra elbette herkese dağıtır… Malı nasıl olsa çok..! Dağıt, dağıt bitmez ki...! Bu kadar refah içinde olan biri tabi ki iyi ahlaklı olur; ona sataşan yok, çatışan yok… Herkes ona nasıl olsa saygılı davranıyor…”
Oysa Allah, kulu Eyüp’ün samimiyetini ve Hakk’a bağlılığını biliyordu. Bunu diğer insanlara da göstermek istedi. Hem böylece Eyüp gelmiş geçmiş herkese sabrın simgesi olacaktı.
Hz. Eyüp’ün tıkır tıkır giden işleri ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir tek kara keçi kalmadı; hepsi telef oldu. İnsanlar Eyüp’ün bu duruma ne diyeceğini merak ediyor; ağzını yoklayarak:
“–Nedir bu başına gelenler…!” diyor ah vah ediyorlardı. Eyüp peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin:
“-Allah verdi; Allah aldı; her şey O’nun değil mi?” diyordu.
Eyüp Peygamber hayvanlarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Belalar geldiğinde aile ve akrabalarıyla gelirmiş...! Eyüp Peygamber bir gün dışarıda işleriyle meşgul iken acı bir haber aldı. Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı. Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Hz. Eyüp’ün gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu; ama ‘sabır’ dedi.
Eyüp Peygamber çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Belalar henüz bitmemişti. Hz. Eyüp’ün vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük küçük çıbanlar, gün geçtikçe büyüdü; bütün vücuduna yayıldı. Eyüp Peygamber hekimlere gitti, ilaçlar kullandı ama nafile… Yaralar iyileşeceğine azıyordu. Eyüp Peygamber’in hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti. Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu.
Eyüp Peygamber’in yaraları çok fenalaştı. Hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Eyüp Peygamber yapayalnız kalmıştı. Acı ve ıstıraplar içindeydi… Allah’a dua etmeye ve O’ndan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırakın vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı. Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve müsibet, onun başına gelmişti ve o, tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılığını ve güvenini kaybetmemişti. Hz. Eyüp imtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu.
Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Hastalığının şiddetlendiği bir anda:
“Ey Rabbim!” diye dua etti. Halim sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım! Ey Şifa Veren! Şifana muhtacım…”
Yüce Allah, kulundan hoşnuttu. Eyüp Peygamberin makamını, katında daha da yüceltti. Ona:
“–Ayağını yere vur” diye vahyetti. Eyüp Peygamber güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. Eyüp Peygamber o suyla yaralarını temizledi. Yaraları kısa sürede kuruyup kayboldu; sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu. Eyüp aleyhisselam, hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu. Sağlığını kazanan Hz. Eyüp, servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastalıktayken de O’na küsmedi, isyan etmedi. Böylece Eyüp aleyhisselam, Allah’ın sadık ve sabırlı bir kulu olarak tarihe geçti.
Bir insan hem varlıklı hem ahlaklı olunca, onu çekemeyenler de elbette olacak… Bazıları şöyle diyordu:
“–İnsan bu kadar varlıklı olduktan sonra elbette herkese dağıtır… Malı nasıl olsa çok..! Dağıt, dağıt bitmez ki...! Bu kadar refah içinde olan biri tabi ki iyi ahlaklı olur; ona sataşan yok, çatışan yok… Herkes ona nasıl olsa saygılı davranıyor…”
Oysa Allah, kulu Eyüp’ün samimiyetini ve Hakk’a bağlılığını biliyordu. Bunu diğer insanlara da göstermek istedi. Hem böylece Eyüp gelmiş geçmiş herkese sabrın simgesi olacaktı.
Hz. Eyüp’ün tıkır tıkır giden işleri ilk kez hayvanlarının peş peşe hastalanmaya başlamasıyla bozuldu. Kısa süre içinde koca sürüden bir tek sıska inek, bir tek kara keçi kalmadı; hepsi telef oldu. İnsanlar Eyüp’ün bu duruma ne diyeceğini merak ediyor; ağzını yoklayarak:
“–Nedir bu başına gelenler…!” diyor ah vah ediyorlardı. Eyüp peygamber yüksek ahlakından ödün vermeksizin:
“-Allah verdi; Allah aldı; her şey O’nun değil mi?” diyordu.
Eyüp Peygamber hayvanlarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Belalar geldiğinde aile ve akrabalarıyla gelirmiş...! Eyüp Peygamber bir gün dışarıda işleriyle meşgul iken acı bir haber aldı. Ani bir sarsıntıyla evleri yıkılmış, tüm çocukları göçük altında kalmıştı. Yıkıntıdan sağ kurtulan yalnızca karısıydı. Hz. Eyüp’ün gözleri evlat acısından kanlı yaşlarla doldu; ama ‘sabır’ dedi.
Eyüp Peygamber çocuklarını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Belalar henüz bitmemişti. Hz. Eyüp’ün vücudunda yaralar çıkmaya başladı. Küçük küçük çıbanlar, gün geçtikçe büyüdü; bütün vücuduna yayıldı. Eyüp Peygamber hekimlere gitti, ilaçlar kullandı ama nafile… Yaralar iyileşeceğine azıyordu. Eyüp Peygamber’in hastalığı arttı. Artık çalışamadığı için elde avuçta ne varsa hepsini tüketti. Karısı ona bakıyor, evi geçindirmeye çalışıyordu.
Eyüp Peygamber’in yaraları çok fenalaştı. Hastalığının bulaşıcı olması ihtimaline karşı kimse onun yanına yaklaşmak istemiyordu. Eyüp Peygamber yapayalnız kalmıştı. Acı ve ıstıraplar içindeydi… Allah’a dua etmeye ve O’ndan sabır istemeye devam etti. Ama artık bırakın vücudunu hareket ettirmeyi, dudaklarını kıpırdatacak takati kalmamıştı. Bir insanın başına gelebilecek her türlü felaket ve müsibet, onun başına gelmişti ve o, tıpkı sağlıklı ve varlıklı günlerinde olduğu gibi Allah’tan uzaklaşmamış, O’na olan bağlılığını ve güvenini kaybetmemişti. Hz. Eyüp imtihanını başarıyla geçmiş ve insanlara örnek bir kul olmuştu.
Eyüp Peygamber sağlığını kaybetti ama sabrını ve metanetini kaybetmedi.
Hastalığının şiddetlendiği bir anda:
“Ey Rabbim!” diye dua etti. Halim sana malumdur. Adını anamayacak kadar hastayım! Ey Şifa Veren! Şifana muhtacım…”
Yüce Allah, kulundan hoşnuttu. Eyüp Peygamberin makamını, katında daha da yüceltti. Ona:
“–Ayağını yere vur” diye vahyetti. Eyüp Peygamber güçlükle ayağını kaldırıp indirdi. Ayağını indirdiği yerden berrak bir su kaynamaya başladı. Eyüp Peygamber o suyla yaralarını temizledi. Yaraları kısa sürede kuruyup kayboldu; sudan doyasıya içti, içindeki dertler şifa buldu. Eyüp aleyhisselam, hastalanmadan önceki sağlığına tez zamanda kavuştu. Sağlığını kazanan Hz. Eyüp, servetini de yeniden kazandı. Böylece o, refah ve sağlık içindeyken Allah’ı unutmadığı gibi, yoksul ve hastalıktayken de O’na küsmedi, isyan etmedi. Böylece Eyüp aleyhisselam, Allah’ın sadık ve sabırlı bir kulu olarak tarihe geçti.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Sinir Kat Sayısııııııııııı
Yeni bir gün! Evde yanlız olduğum için biraz geç kalktım ve dolayısıyla işe de geç geldim. Her ne kadar motivasyonumu bozmamaya çalışsam da çevredeki yan etkenler benim sinirlerimin beynimin tavanına sıçramasına, sinir kat sayılarımın artmasına sebep oluyor. ( Nasıl bir cümle kurdum yaa ne kadar kızmışımm :[ )
Gerçekten insanlarda işlerine saygı yok. Sevmiyorsan yapma kardeşim. Çalışacaksan da hakkını ver, kazandığın parayı haket. Yapılan emeğe bir saygı göster. Allah sana akıl vermiş kullan , bi düşün yaa ...
DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜN!!!
Off yine sinirden deli olucam. Alışamadım ben böyle insanlarla uğraşmaya... Tek iyi yanı bana bunların tecrübe olması.....
Fatih çabukk gellllllll!!!!
Gerçekten insanlarda işlerine saygı yok. Sevmiyorsan yapma kardeşim. Çalışacaksan da hakkını ver, kazandığın parayı haket. Yapılan emeğe bir saygı göster. Allah sana akıl vermiş kullan , bi düşün yaa ...
DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜN!!!
Off yine sinirden deli olucam. Alışamadım ben böyle insanlarla uğraşmaya... Tek iyi yanı bana bunların tecrübe olması.....
Fatih çabukk gellllllll!!!!
4 Ağustos 2010 Çarşamba
NO BRAİN! BRAİN!
Şu moral bozucu olaylarda olmasa.. Ne olurdu.. Planımı yapıyorum bugün böyle yapacağım diyorum ve gereksiz insanlar yüüznden programım aksıyor. Hakikaten boş bu insanlar BOŞ BOŞ BOŞ!!! Yeryüzünde boşuna yer kaplıyorlar. Tabi her insan değerlidir. Ama Allah bir beyin vermiş dimi ya!
Ayy beni boşuna sinirlendiriyorlar..
Neyse ben kendime bir kahve yapayım da biraz sakinleşeyim dimi yaa...:)
xxxxxxxxxxxx
Ayy beni boşuna sinirlendiriyorlar..
Neyse ben kendime bir kahve yapayım da biraz sakinleşeyim dimi yaa...:)
xxxxxxxxxxxx
30 Temmuz 2010 Cuma
YUVARLAĞIN KÖŞELERİ
Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
...Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.
*Özdemir ASAF*
!!AŞK!!
gece
alınyazımı sakla
büyüsün aya üfle.
gece
ey gece.
mil çek gözlerime
gizle ayıbı günahı.
kaç aşka yorgan oldun
kaç aşka yataklık etti yüreğin?
kaç masal mutlu bitti, söyle!
kim çıktı kerevete,
kim murada erdi?
gece
ey gece, sürme!
sürme, zifiri korkuları gözlerime.
gece çoğul aşklara gebe
bense tek aşkın yeniği
yüreğimde güve kelebeği.
kaç hayat sığdırdın bir ömre?
kaç ayna istersin,
yansıtsın seni?
söyle!
sen aynı yüz oldukça.
kırk aynalı odada çılgın nergis
can çekişmede.
gece
ey gece!
sürme!
sürme yarama elini.
neresinden bakmalı,
neresinden tutmalı?
iğneli beşikte beledim
kanar bedenim
ne yana dönsem
iler tutar yanı yok
aşk acılarını silkeledim
delik deşik gömleğim.
gece
ey gece!
bakma!
bakma içime!
bakma, aşkı yazar kalemim
elim ermez dilim varmaz
sana kötü demeye.
aşk yakışıyor şiire,
onur bir de...
aşk masal
gerisi gece...
ey gece
sür!
sür gözüme ağuyu
dilime suskuyu.
bende misin değil misin?
hangi rüzgarın peşindesin?
nerede kaçışın?
nerede çağırışın?
ne seninle ne sensiz
ey aşk!
gece
vur yüzüme
yalnızlığımı
düşsün eteğime
gün doğunca
tutundum sana
ey aşk!
bakma içime
gece!
Nurdan Ünsal
alınyazımı sakla
büyüsün aya üfle.
gece
ey gece.
mil çek gözlerime
gizle ayıbı günahı.
kaç aşka yorgan oldun
kaç aşka yataklık etti yüreğin?
kaç masal mutlu bitti, söyle!
kim çıktı kerevete,
kim murada erdi?
gece
ey gece, sürme!
sürme, zifiri korkuları gözlerime.
gece çoğul aşklara gebe
bense tek aşkın yeniği
yüreğimde güve kelebeği.
kaç hayat sığdırdın bir ömre?
kaç ayna istersin,
yansıtsın seni?
söyle!
sen aynı yüz oldukça.
kırk aynalı odada çılgın nergis
can çekişmede.
gece
ey gece!
sürme!
sürme yarama elini.
neresinden bakmalı,
neresinden tutmalı?
iğneli beşikte beledim
kanar bedenim
ne yana dönsem
iler tutar yanı yok
aşk acılarını silkeledim
delik deşik gömleğim.
gece
ey gece!
bakma!
bakma içime!
bakma, aşkı yazar kalemim
elim ermez dilim varmaz
sana kötü demeye.
aşk yakışıyor şiire,
onur bir de...
aşk masal
gerisi gece...
ey gece
sür!
sür gözüme ağuyu
dilime suskuyu.
bende misin değil misin?
hangi rüzgarın peşindesin?
nerede kaçışın?
nerede çağırışın?
ne seninle ne sensiz
ey aşk!
gece
vur yüzüme
yalnızlığımı
düşsün eteğime
gün doğunca
tutundum sana
ey aşk!
bakma içime
gece!
Nurdan Ünsal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














